Hayatımızın gizli asistanı Google’ın şaşırtıcı hikayesi!

Bilgisayarımızı açıp internete her bağlandığımızda hepimizin karşısına ilk o geliyor. İnternette bilgi aramak ile özdeşleşen, hatta bu anlamıyla Oxford sözlüğüne bile girmiş olan Google‘dan bahsediyoruz. Peki 19 yıllık geçmişe sahip bir şirket nasıl oldu da bu kadar kısa bir süre içerisinde tüm dünyanın kullandığı vazgeçilmez bir pozisyona gelebildi? Google’ın şaşırtıcı hikayesini sizler için inceliyoruz.

BackRub, PageRank ve Nihayet Google

Her şey 1995 yılında Standfor Üniversitesi’nde öğrenci olan Larry Page ve Sergey Brin‘in tanışmasıyla başlıyor diyebiliriz. Sergey’in matematik anlamındaki bilgisi ve Page’in algoritmalara olan yeteneği aslında karakter olarak birbirlerini çok da sevmeyen bu iki öğrenciyi o zamanlar BackRub olarak adlandırdıkları bir projede bir araya getiriyor. Bing, Excite veya AltaVista gibi dönemin arama motorlarının çok verimli çalışmadığını düşünen ikili daha kesin arama sonuçları verebilecek bir algoritma üzerinde çalışmaya başlıyorlar ve ortaya PageRank adını verdikleri bir algoritma çıkıyor.

Dönemin arama motorları aradığınız kelimenin geçtiği siteleri kelimenin kullanım yoğunluğuna göre sıralayan bir algoritma kullanırken PageRank, siteler arasındaki “hyperlink” bağlantılarını temel alan bir algoritmayla arama motorlarının çalışma prensibine büyük bir yenilik getiriyor ve kısa sürede bunun diğer arama motorlarındakilerden çok daha net sonuçlar veren bir algoritma olduğunu kanıtlıyor. Yazdıkları yeni algoritmanın başarısını göre Sergey ve Larry arama motorunu Standford Üniversitesi’nin serverlarından taşıma kararı alıyor ve 1997 yılında “google.com” adresi seçiliyor. Google ismi aslında Googol sayısına “10 üzeri 100” bir gönderme.

Sitenin web tasarımı ile uğraşabilecek vakit ve HTML bilgisine sahip olmayan ikili oldukça basit bir ara yüz ile google.com adresini görücüye çıkarıyorlar. Fakat işler ne kadar büyürse büyüsün sitenin ara yüz tasarımı basitlik ilkesine sadık kalarak neredeyse hiç değiştirilmiyor ve günümüze kadar o bildiğimiz Google’ın sade tasarımı korunuyor.

1998 yılına girdiğimizde başarılı PageRank algoritmasıyla birlikte Google ilk meyvelerini vermeye başlıyor, Larry ve Sergey’in de aynı zamanda arkadaşı olan Andy Bechtolsheim 100.000 dolarlık bir çek ile Google’ın ilk yatırımcısı oluyor. 1998 yılının sonlarına gelirken PC Magazine dergisi Google’ı en iyi arama motoru seçiyor ve 1999 yılı ile birlikte Google artık bir garaj firması olmaktan çıkıp 8 çalışanı ile birlikte Silikon Vadisi’ndeki ofislerine taşınıyor. Google’ın tarihindeki en kritik anlardan biri ise 1999 yılı bitmeden hemen önce yaşanıyor. Şirket işlerinin büyümesiyle birlikte eğitimlerine yeterli zamanı ayıramadıklarını düşünen ikili Google’ı 1 milyon dolara Excite’a satmayı deniyorlar fakat Excite CEO’su George Bell 750 bin dolarda ısrarcı olunca satıştan vazgeçiyorlar. Google’ın şu an 200 milyar dolarlık bir şirket haline geldiğini düşündüğümüzde George Bell’in yerinde olmayı muhtemelen hiç birimiz istemeyiz.

Google satılmanın eşiğinden döndükten sonra ise çok hızlı bir şekilde gerçekleşen büyüme döneminin kapıları açılıyor. Günümüze Google’ın gelirlerinin %90’ından fazlasını oluşutran AdWords, resim arama eklentisi Google Images, e-kitap ve pdf arama motoru Google Books, internette alışverişi kolaylaştıran Google Shopping, her birimizin bugüne kadar en az bir kez de olsa işinin düştüğü Google Maps, fotoğraflarınızı internette paylaşmanızı kolaylaştıran Picasa, Google’ın mail servisi Gmail, Google Analytics, Google Earth gibi servisler çok kısa bir süre içerisinde Google’ın kullanıcılarına sağladığı birçok yeni hizmet olarak ortaya çıkıyor.

Google’ı sadece bir arama motoru olmaktan çıkarıp bügün bildiğimiz devasa şirket haline getiren bu yeni hizmetler aslında Google’ın başarısının ardından yatan şirket politikası hakkında bize birçok şey söylüyor. Harita servisinden, çeviriye kadar uzanan bu geniş yelpaze Google’ın teknoloji sektöründe büyümesinin sırrsını çözdüğünün kanıtı gibi aslında. Çok hızlı bir şekilde gelişen teknoloji sektöründe büyümenin sırrının süekli olarak yeni teknolojiler üzerinde çalışmak olduğunu kavrayan Google’ın ne kadar dallanıp budaklandığını daha iyi anlayabilmek için birçoğumuzun düzenli olarak kullandığı Google servislerine bir göz atmamız gerekebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir